MİLLİ MÜCADELE’NİN 100’ÜNCÜ, YOKSULLARIN ZAFERİNİN 97’NCİ YILDÖNÜMÜ ÜZERİNE

tarafından
115
MİLLİ MÜCADELE’NİN 100’ÜNCÜ, YOKSULLARIN ZAFERİNİN 97’NCİ YILDÖNÜMÜ ÜZERİNE

Serdar Şahinkaya | Dr. İktisat Tarihçisi. 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu Koordinatörü

19 Mayıs 1919.

Kutsal bir başlangıç…

100 yıl önceki envanterimiz nicedir? Hatırlamak önemlidir.

İşgallerden Arta Kalan Topraklar

Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı başlarken Edirne’den Hint Okyanusu’na 1.710.000 km2 yüzölçümünde toprağa; çeşitli ırk, dil ve dindeki 22 milyon nüfusa sahipti. İmparatorluğun savaştaki toprak kaybı 1 milyon km2dir.

Mondros Silah Bırakışması’ndan sonra adım adım işgaller başlar. Hatay, Antep, Urfa ve Maraş. Adana ve Mersin. Antalya, Fethiye, Marmaris, Bodrum ve Kuşadası…

İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılar tarafından işgal edilir.

Konya, Afyon, Samsun ve Merzifon yabancı askeri birlikler tarafından kontrol edilmektedir.

Boğazlar, Trakya ve İstanbul, galip devletlerin işgalindedir.

Bir de azınlık çeteleri vardır… Çukurova ve Doğu Anadolu’da Ermeniler; Trakya, Ege, Marmara ve Doğu Karadeniz’de de Rumlar.

Bunların dışında kalan az bir coğrafi alanda mali kaynak yaratılmak zorunluluktur.

İnsan Gücü

19 Mayıs 1919’a gelindiğinde işgal bölgeleri dahil nüfus 8 milyondur. Son sekiz yılda soluksuz savaşan yoksul Türkler.

Savaştaki yitiklerle birlikte toplumun demografik yapısı değişmiştir. 18 – 35 yaş arasındaki erkek işgücünde büyük gedikler açılmıştır. Üretebilecek nüfus ve ülkenin en aydın kesimi sayılan muvazzaf ve yedek subay kadrosu erimiş, adeta yok olmuştur. Nüfus 8 milyondur ancak işgal bölgesinde ahali ne yazık ki mücadele dışıdır…

Savaş Gücü

Osmanlı ordusu, Birinci Dünya Savaşı’nda, 58 tümen esasında 2.850.000 kişiyi silah altında toplayan bir güce sahipti. Mondros Silah Bırakışması ile ordular dağıtılmış, üç – dört tümeni donatabilecek silah ve 30.000 civarında yorgun asker bulunmaktaydı. Milli Mücadele’nin İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan’a karşı verileceği düşünüldüğünde durumun vahameti ortadadır.

İktisadi ve Mali Durum

İmparatorluğun ekonomisi geleneksel zanaatlara dayalı geri bir iktisadi yapıdır. Kapitülasyonlar nedeniyle sektörlerin nerede ise tümünde yabancı hâkimiyeti söz konusu. Hatta kendi kendini doyurmak için dahi yüksek miktarlarda ithalat gereksinimi…

10 işçiden fazla istihdamı olan 300’e yakın işletme, atölye, fabrika bulunmaktadır. Bunların 165 – 170’i İstanbul, 60’ı İzmir, gerisi de Bursa, Manisa, İzmit ve Adana gibi işgal altındaki kentlerde. Savaş için gerekli hiçbir malzemenin yerli üretimi yok.

Ulaşım altyapısı ise tam bir felaket. Milli Mücadele’de sadece Konya-Afyon-Eskişehir-Ankara hatlarındaki demiryolları kullanılabilmiştir.

Dış borç tutarı 303.7 milyon lira. Alacaklıların yüzde 57’si İngiltere, Fransa ve İtalya uyruğundaki özel kişiler.

Sadece tarım ve hayvancılıktan alınan cılız vergi gelirleri var…

Anadolu’da Bütünleşme Hareketleri ve Kuvayî Milliye

19 Mayıs 1919 – 23 Nisan 1920 arasındaki 11 aylık süre Anadolu devletsiz ve hükümetsizdi.

Kuvayî Milliye Birlikleri, Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri…

Erzurum – Sivas Kongreleri ve Heyeti Temsiliye…

Kuvayî Milliye, bir halk hareketi olarak doğup geliştiğinden her türlü giderlerin de halktan karşılanması gerekiyordu. Bu da yurttaşlar açısından ikinci bir vergi yükü idi.

O dönemin dili ile Nakdî ve Aynî Teberru. Yani para ve mal bağışı. Başlangıçta doğal olarak Kuvayî Milliye’nin bir bütçesi ve harcama düzeni yoktu. Ve fakat özellikle Ege’de gösterilen başarılar kuvvetlere katılımı artırmış ve savaşçı sayısı 15.000’i bulmuştur.

Mali işleri düzene koyabilmek için Ege’de Kongreler birbiri ardı sıra toplanır: Balıkesir – Nazilli – Alaşehir ve tekrar Balıkesir.

Ve mali disiplin, düzen sağlayacak ilkeler belirlenir ve uygulanır.

Büyük Millet Meclisi Açılışından (23 Nisan 1920) – İkinci İnönü Muharebesine

Meclisin açılışı ile bütünleşme tamamlanır. Birinci Meclis, olağanüstü yetkilerle donanmış adeta bir savaş meclisidir.

İç isyanlar birbiri ardı sıra adeta pıtrak gibi patlar…

Meclis, yaklaşık bir yıl içerisinde 59’u mali konularla ilgili olan 109 yasa çıkarır. Geri kalan 50 yasa savaş meseleleri ile ilgilidir.

1920 yılı bütçesi, aslında bir savaş bütçesidir.

Giderler, 63.018.354 lira; gelirler 46.839.868 liradır. Giderlerin yüzde 53’ü askeri harcamalar içindir.

İkinci İnönü Muharebesi’nden Sakarya’ya

Yunanlılar, ilk kez yeni kurulan Türk ordusu ile İnönü’de karşılaşmış ve yenilerek çekilmişlerdir. Bu çekilme sırasında Yunanlıların daha geniş çapta saldıracakları bekleniyordu. Zira arkalarında, İngiltere ve onun savaş ekonomisi / gücü vardı.

Bu nedenle ordunun güçlendirilmesi, sayısı her gün artan savaşçıların yedirilmesi, giydirilmesi, savaş araç ve gereçleriyle donatılması için yeni gelir kaynaklarına acilen ihtiyaç vardı.

  1. Tüketim malları ithalatındaki gümrük vergileri üç kat artırıldı.
  2. Yunanistan’ın etkin saldırısı nedeniyle birliklerin Sakarya Irmağı doğusuna çekilmesi hasat zamanı gelen tarımsal üretimin Afyon – Kütahya – Eskişehir gibi kentler ve Sakarya’ya kadar olan topraklardan hem ürün hem de ürün üzerinden alınan Aşar Vergisi’nin miktarını oldukça daralttı.
  3. 5 Ağustos 1921 günü Başkomutanlık Yasası çıktı. Meclis tüm yetkilerini üç ay için Reis Paşa’ya verdi. 200 milyon liralık harcama yetkisinin nerede ise tamamı kullanılmıştı.

Çok kısa zamanda sonuç alınacak tedbirlere ihtiyaç vardır ve bu tedbirler alınmıştır: TEKALİF-Î MİLLİYE. Farklı bir ifade ile ULUSAL YÜKÜMLÜLÜKLER.

On ayrı konuda on emir yayınlanmıştır…

22 Ağustos 1921 günü son model silah ve gereçlerle donanmış 122.000 kişilik Yunan ordusu genel saldırıyı başlattı. Silah ve mühimmat yoksunu 100.000 kişilik Türk ordusu, 22 gün 22 gece Sakarya’da direndi ve kazandı.

Sakarya Zaferi, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği emirlerle cephede vuruşanların döktükleri kanın, cephe gerisindekilerin alın teriyle bütünleşmesi ve işgallerden arta kalan topraklardaki tüm mali ve maddi kaynakların seferber edilmesi ile kazanılmıştır.

Büyük Hazırlık, Büyük Zafer

Türk Ordusu, Sakarya’dan güçlenerek çıkmıştır. 16.000 şehit vardır. Buna rağmen 18.000 yeni er cepheye gelmiştir. Moral, motivasyon yüksektir.

22 Ağustos 1922’ye kadar yani yaklaşık bir yılda asker sayımız 580.000’e çıkmıştır. Tüfek ve makineli tüfek sayısı bir kat artmıştır.

Meclis, ek gelir sağlamak amacıyla 19 yeni yasa daha çıkarmıştır.

Bu süre zarfında bazı işgal güçleri Anadolu’dan çekilmiştir. Takiben kimi azınlıklar da ülkeyi terk edince malları paraya çevrilmiştir.

Bugünkü Makine Kimya Endüstrisi (MKE) o dönemde İmalat- ı Harbiye adı ile kurulmuştur.

Yabancı işgali altındaki İstanbul’daki depolardan silah ve mühimmat kaçırılmıştır.

Fransa ile yapılan Barış Anlaşması’na değinilmelidir. Anlaşma sonrasında Mersin ve Adana’daki depolardan 1500 adet makinalı tüfek ve 200 kamyonet satın alınır. Karşılığı Osmanlı ve Sovyet Rusya (SSCB: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) altını ile ödenir.

İtalyanlardan karşılığı yine SSCB altını ile ödenen 20. 000 adet tüfek ve 20 adet uçak edinilir.

Yeri gelmişken Gazi Mustafa Kemal ve V.İ. Lenin arasındaki dostluğu da hatırlamalıdır. Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler, bizim Milli Mücadelemizin yani Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın ana aksının emperyalizme karşı olduğunun farkına varınca desteklerini esirgememiştir. Bu bağlamda ciddi miktarlarda maddi ve ayni yardımda bulunmuşlardır: 11 milyon altın Ruble, 100.000 lira tutarında külçe altın, dört tümeni donatmaya yeterli 37.812 adet tüfek, 324 makinalı tüfek ve 66 top ve mühimmatları…

Bir de çokça polemik konusu edilen 125.000 İngiliz Sterlini tutarındaki Hint Müslümanlarının mali desteği vardır. Ancak bu para savaşta kullanılmamış Osmanlı Bankası’nda bir hesapta muhafaza edilmiştir. Sonra, 1924 yılında kurulacak olan İş Bankası’nın kuruluş sermayesi olmuştur.

Büyük Zaferden Sonra

Gazi Mustafa Kemal Paşa, Mudanya Mutabakatı sonrası geldiği Bursa’da 17 Ekim 1922 günü bir konuşma yapar;

“Muhterem Bursa Ahalisi,

Memleketin kaynaklarının genişliği, aklın emek ve kabiliyeti ve orduların süngülerinin barış vaktinde her türlü neticeleri alacağından bahisle (…)

Üç buçuk sene süren mücahadeden sonra, iktisadiyat bakımından mücadelemize devam edeceğiz ve eminim ki bunda da muvaffak olacağız. Fabrikacı olacağız, sanatkâr olacağız.

Bundan sonra zihniyetimizi hep buna hasredelim”

Ve 30 Ağustos büyük zaferinden çok değil beş ay sonra 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında hâlâ büyük yangının ağır izlerini taşıyan İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplanır.

Ve büyük zaferin muzaffer komutanı Gazi Paşa Kongrenin açılışındaki konuşmasında “Askeri zaferler, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça uzun süreli olamaz” demiştir.

***

Milli Mücadele biterken Anadolu, içindeki bütün ayrık otlarını temizlemiş bir toplum özelliğindedir.

Savaşı…ölümü…ihaneti görmüş…

Direnci…dayanışmayı ve dostluğu geçirmiş…

Yaralı…yoksul …

Ama…

Özgür, Bağımsız, Eşit

Ve

Onurlu bir ülkedir…

1923 Cumhuriyeti, tarih sahnesindeki yerini, dünya emperyalist sisteminde çok belirgin bir dönüşümün gerçekleştiği bir dönemde almıştır. Bu dönemde ülkemizin kuzeyinde, sonraki dönemlerde kazandığı nitelik ne denli tartışmalı olursa olsun, emperyalist yörüngeden kopuş anlamına geldiğinde kuşku olmayan bir devlet kurulmuştur.

Cumhuriyet ileriye bakıştır ya da eskiye dönüşün kesin reddidir. Yenileşme, bir süreç olarak algılanırsa Cumhuriyet, önceki çağdaşlaşma girişimlerinin bir uzantısı ya da sonucu sayılabilir. Ancak bu yaklaşım kolaycı bir yaklaşımdır. Cumhuriyet çağdaşlaşması, ‘yeniliğin bütün alanları’ kapsamasıdır. Cumhuriyet yenileşmesi ‘ulus devlet’ yaratan öğelere dayandırılmıştır. Dıştan gelen ve o yıllar boyu süreklilik kazanmış bulunan siyasi, iktisadi, dinsel ve etnik baskı ve yıkımlara karşı ulus devlet biçimine dönüşen bir ‘başkaldırıdır’.

1923’te yani Cumhuriyet ile birlikte, savaş ya da kahramanlık temelindeki özgüven mirası, üretim temelli bir özgüvene dönüşmeye başlamıştır. Bu dönüşüm, topyekûn ve köklüdür. Dönüşümün yönü, toplum yaşamından iktisada, hukuktan eğitime, siyasetten uluslararası ilişkileredir ve yarı sömürgeden bağımsız bir ulus devlet yaratma temel hedefi, ilmik ilmik örülerek tasarlanan bir stratejik tercihle gerçekleştirilmiştir. Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için yeni bir sermaye birikim mekanizmasına ihtiyaç vardı. Cumhuriyet kadrolarına göre bu ihtiyaç, ancak ve ancak sanayileşme ile karşılanabilirdi. Sanayileşme zorunluluğunu besleyen olgulardan biri de bağımsızlık sorunudur. Kemalist aydınlar ve yöneticiler, ülkenin askeri ve diplomatik zaferle elde edilen bağımsızlığının ancak iktisadi bağımsızlıkla güvence altına alınabileceği konusunda net ve ısrarlıdırlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiliz liberalizminin tutsağı olduğu, Osmanlı sanayisiyle zanaatlarının sanayi devrimi Avrupası’nın mamul maddelerinin istilasıyla yıkıldığı, bunu da İmparatorluğun iktisadi ve mali alanlarda tam bağımlılık içine düşmesine yol açtığı kanısındadırlar. Bu bağımlılık, sadece sanayileşme ile kırabilir. Bu, bir siyasi tercihtir.

KAYNAKÇA

Korkut Boratav, Türkiye’de Devletçilik, İstanbul, Gerçek Yayınevi,1982.

Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908–2002.Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, 2003.

Tevfik Çavdar, “Cumhuriyet Devri Başlarken Türk Ekonomisi” Türkiye Ekonomisi’nin Elli Yılı

Semineri, Bursa, Bursa İktisadi Ticari İlimler Akademisi Yayını, 1973.

İlter N. Ertuğrul, Cumhuriyet Kurulurken Devletçiliğin Ayak İzleri, Ankara, Telgrafhane Yayınları, 2017.

Bilsay Kuruç, Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi: Büyük Devletler ve Türkiye, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011.

Alptekin Müderrisoğlu, ‘Kurtuluş Savaşının Malî Kaynakları’, Atatürk Yolu Dergisi, 4.(13), s.27-53.

Gündüz Ökçün, (yayına hazırlayan): Osmanlı Sanayi: 1913,1915 Yılları Sanayi İstatistikî, İkinci Basım, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1971.

Gündüz Ökçün, Türkiye İktisat Kongresi – 1923 İzmir.-Haberler-Belgeler-Yorumlar, Üçüncü Basılış, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1981.

Serdar Şahinkaya, Gazi Mustafa Kemal ve Cumhuriyet Ekonomisinin İnşası, Ankara, ODTÜ Yayıncılık, 2009.

Erol Toy, O’na Katılmak: Dünden Yarına Türkiye Cumhuriyeti, İstanbul, Gürer Yayınları, 2007.