MİLLİ MÜCADELE YOLUNDA ERZURUM KONGRESİ

tarafından
100
MİLLİ MÜCADELE YOLUNDA ERZURUM KONGRESİ

Mustafa ÇEVRİM | ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu

Giriş

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yurdun düştüğü durumdan kurtulmanın çarelerini aramak amacıyla düzenlenen bölgesel kongrelerin en önemlilerinden biri olan Erzurum Kongresi, hem Amasya Genelgesiyle saptanan milli mücadele ilkelerinin halk iradesi ile tescillenmesini sağlamış hem de milli birliğin oluşturulmasına büyük bir katkıda bulunmuştur. Peki, Erzurum Kongresi kimler tarafından düzenlenmiştir? Kongre öncesi ne gibi gelişmeler yaşanmıştır? Kongre sırasında hangi konularda tartışmalar çıkmıştır? Kongre’de hangi kararlar alınmıştır? İşte bu çalışmada bütün bu soruların cevapları aranacaktır. İlk olarak kongrenin düzenlendiği bölge olan Doğu Anadolu’da, Mondros Mütarekesi sonrasındaki durum anlatılacaktır. Daha sonra kongrenin düzenlenmesini sağlayan Er

zurum ve Trabzon’daki derneklerin çalışmaları incelenip, kongrenin oluşma ortamı açıklanmaya çalışılacaktır. Ardından Mustafa Kemal Paşa’nın kongreye katılma sürecine ve yaşanan olaylara değinilip, kongre sırasındaki tartışmalar ve alınan kararlar değerlendirilecektir.

Mondros Sonrası Doğu Anadolu’da Genel Durum

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, 30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Varılan anlaşma sonucu, savaş haline son verilecek, doğudaki askeri birlikler 1914 sınırının gerisine çekilecek, Türk ordusu terhis edilecek ve eldeki silah, cephane teçhizatlarının ne yapılacağı konusunda İtilaf Devletlerince verilecek talimatlara uyulacak, donanma teslim edilecek, İstanbul ve Çanakkale Boğazları İtilaf Devletleri’nin işgalinde bulunacaktı. Ayrıca İtilaf Devletleri güvenliklerinin tehlikeye düştüğünü gördükleri her yeri işgal edebilecekleri gibi, karışıklık olması halinde başka sebebe gerek kalmadan Vilayat-ı Sitte’yi, yani Altı İl adıyla anılan Diyarbakır, Elazığ, Van, Bitlis, Erzurum ve Sivas’ı işgal hakkına sahip olacaktı.1 İmzalanan bu anlaşma Doğu Karadeniz’de bir Pontus devleti kurmak isteyen Rumlar ile Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan kurma hayali güden Ermenilerin iştahlarını kabartmıştı. Rum ve Ermeniler bir yandan kurdukları çetelerle bölgede karışıklıklar çıkartarak, olası işgallerin meşruiyetini sağlamaya çalışıyor, bir yandan da yaptıkları propagandalarla bölgede çoğunlukta olduklarını iddia ederek Wilson Prensipleri’nin uygulanmasını istiyorlardı. Bunun için özellikle Rum cemiyetleri, Rusya ve Yunanistan’da yaşayan Rumları Karadeniz’e yollayıp, hem bölgedeki nüfusu artırmaya hem de silahlı direnişi kuvvetlendirmeye çalışıyorlardı.2 Osmanlı Devleti Doğu Anadolu’da oluşan bu olumsuz tablo karşısında eli kolu bağlı bir şekilde durmakta ve

hiçbir girişimde bulunmamaktaydı. Bu durum, bölgesel direnişlerin başlamasına ve herkesin kendi çaresini aramasına yol açtı. İşte bu doğrultuda Trabzon ve Erzurum’da kurulan milli mücadele derneklerinin çalışmaları Erzurum Kongresi’ne giden süreci başlatacaktı.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti

12 Şubat 1919 tarihinde kurulan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti’nin (TMHMC) amacı Wilson Prensipleri’ne göre milli haklarımızı korumak, Doğu vilayetlerinde kurulması düşünülen Rum ve Ermeni Devleti tehlikesi karşısında bölgenin Türklere ait olduğunu ispatlamak, bölgenin Osmanlı-Türk Devleti’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu ispat etmek ve bu doğrultuda etkili çalışmalar yapmak olarak belirlenmiştir.

Yunanlıların 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e asker çıkarması, cemiyette benzer bir durumun Trabzon’da yaşanması endişesini doğurmuştur. İzmir’in işgali tüm yurtta protestolara sahne olurken, Trabzon bu konuda sessiz kalmayı tercih etmiştir. Çünkü düzenlenecek bir gösterinin Rumları kışkırtmasından çekinilmiş ve gereksiz bir kargaşa yaratılarak olası bir işgale zemin hazırlamamak istenmiştir.4 Gazi Mustafa Kemal, Nutuk’ta bu durumu eleştirmiş ve TMHMC’yi ciddiyetsiz ve gevşek davranmakla suçlamıştır.5 Böylesine bir ortamda 28-30 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirilen ikinci kongrede, cemiyet eylem tarzını değiştirme kararı almıştır. Bu toplantıda sadece siyasi propaganda faaliyeti ile yetinilmemesi ve silahlı mücadeleye geçilmesi kararlaştırılmıştır. Alınan bu karar doğrultusunda daha sonra eski Teşkilat-ı Mahsusacılarla anlaşılmıştır. Silahlı savunma yöntemine geçiş Rumların taşkınlıklarını da bir ölçüde önlemiştir.

Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti

Trabzon’da bu gelişmeler yaşanırken, Erzurum’da kıpırdanmalar başlamıştı. Doğu Anadolu’nun haklarının savunulması konusunda ilk dernek esasen İstanbul’da kurulmuştu. 2 Aralık 1918 tarihinde kurulan Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti’nin (VŞMHMC) tüzüğünde amaç olarak Doğu bölgesinin Ermenilere verilmesine engel olmak için yurt içinde ve yurt dışında propaganda faaliyeti yürütmek esası yer alıyordu. VŞMHMC’nin Erzurum şubesi ise 6 Mart 1919 tarihinde açılmıştı. Erzurum şubesi, ilk toplantısının ardından bir bildiri yayınlamıştı. Doğu illerine iletilen bu beyannamede, Doğu illeri üzerinde Ermenilerin hak iddiasında bulunması nüfus, kültür, tarih ve coğrafya bakımından reddedilmiş, Wilson Prensipleri doğrultusunda bu gerçekleri tüm dünyaya ispat etmek için yurttaşların yardımı istenmiştir.6 Erzurum şubesi ilk etapta Trabzon’daki dernek kadar örgütlü ve faal değildi. Ancak özellikle Kars’ın Ermeniler tarafından işgali, onları da harekete geçirmişti. Önce cemiyetin yönetim kurulu değiştirilerek daha genç kişilere yer verilmiş, daha sonra da yeni bir tüzük yayınlanarak derneğin amaçları genişletilmişti. Bu tüzükle birlikte İstanbul’daki merkezle olan bağlar da biraz koparılıyor, komşu illerin dernekleriyle irtibat kurulması kararlaştırılıyor, silahlı mücadeleye yönelme fikri gündeme geliyordu.

 

Yeni tüzük tartışmalarının sürdürüldüğü 30 Mayıs 1919 tarihli bu toplantıda ayrıca tüm Doğu illerini kapsayan bir kongre düzenlenmesi de kararlaştırılmış ve bu doğrultuda illere telgraf çekilmişti. Aynı tarihlerde Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti de artan işgallerden duydukları tepkiyle ortak bir kongre yapılması konusunda Erzurum’a bir telgraf çekmeye hazırlanıyorlardı. Dolayısıyla iki girişim çakışmış oluyordu. TMHMC’liler, Erzurum’dan aldıkları teklifi sevinçle karşılamışlar ve çektikleri cevap telgrafında vatanın kurtulması için tek vücut olunacağını belirtmiş, kongrenin Erzurum’da yapılmasının güvenlik açısından daha uygun olacağını ifade ederek kongre zamanının bildirilmesini talep etmişlerdir. Telgrafların çakışması olayı çoğu kişiye bir tesadüf gibi görünse de, Erzurum VŞMHMC’nin yöneticilerinden Süleyman Necati anılarında bunu İttihatçılar olarak planladıklarını öne sürer.8 İşte tarihimize Erzurum Kongresi olarak geçecek kongre bu şekilde kararlaştırılmış oluyordu. Erzurumlular kongre hazırlıklarını görüşmek için 17-25 Haziran 1919 tarihleri arasında bir il kongresi düzenlediler. Bu toplantıda Erzurum Kongresi’nin 10 Temmuz 1919 tarihinde gerçekleştirilmesi kararlaştırılmış ve doğu illerine telgraflar çekilerek delegelerini seçmeleri istenmiştir.9 Kongre tarihi olan 10 Temmuz’un II. Meşrutiyet’in ilan ediliş tarihi olması da kongredeki İttihatçıların rolünü kanıtlar niteliktedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kongre’ye Dahil Oluşu ve Kongre Öncesi Tartışmalar

Bilindiği üzere Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 tarihinde geniş yetkilere sahip olarak 3. Ordu Müfettişi unvanı ile Samsun’a çıkmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gönderilme gerekçesi bölgedeki Rumlar ve Türkler arasındaki çatışmalar nedeniyle yaşanan karışıklıkların önlenmesini sağlamaktı. Ancak Ordu Müfettişi unvanı ile Mustafa Kemal sadece Doğu Karadeniz bölgesine değil, Ankara-Kastamonu hattından Erzurum-Van-Diyarbakır hattına kadar geniş bir coğrafyadaki tüm askeri ve idari birimlere emir verme yetkisine sahipti.10 Mustafa Kemal Paşa bu geniş yetkileri kullanarak Anadolu’da başlayan milli direnişi örgütleme yolunda faaliyetlere başlamıştı. Önce 22 Haziran 1919 tarihinde Amasya’da bir genelge yayınlayarak milli mücadelenin ilkelerini belirlemiş ve ulusun bağımsızlığını yine ulusun kendi kararı ve direnişinin kurtaracağını vurgulamıştır. Bu doğrultuda da ulusun temsilcilerinden oluşan bir kongrenin Sivas’ta toplanması çağrısını yapmıştır. Bu genelgede Erzurum’da düzenlenecek kongreye de atıfta bulunularak, eğer tüm delegeler yetişirse, Erzurum’daki delegelerin de kongrenin ardından doğrudan Sivas’a geçmeleri talep edilmiştir.11

Mustafa Kemal’in İstanbul Hükümeti’ni de karşısına alan tüm bu girişimleri, onun önce geri çağrılmasına ardından da görevden alınmasına yol açmıştır. Mustafa Kemal Amasya’dan sonra Sivas’a hareket etmişti. Ancak kendisi hakkında çıkarılan bu gizli görevden alma kararından haberi yoktu. Sivas’ta kendisini tutuklama girişimleri olması nedeniyle fazla kalmayan Mustafa Kemal, Kazım Karabekir’in bir süredir yaptığı çağrılara uyarak Erzurum Kongresi’ne katılmak üzere 3 Temmuz’da Erzurum’a geçmiştir. Erzurum’a geldiği ilk günlerde telgraf başında Padişah ve Sadrazam ile görüşen Mustafa Kemal hedeflerinden vazgeçirilemeyince

8 Temmuz tarihinde görevinden alındığı resmen kendisine bildirildi. Bu kararın ardından Mustafa Kemal askerlikten de tamamen istifa ederek sine-i millete iltica ettiğini açıklamış ve artık milli mücadeleye bir sivil fert olarak katılacağını belirtmiştir.12 Mustafa Kemal’in istifası önce çevresinde bir tereddüt doğursa da Kazım Karabekir Paşa’nın hazır ol vaziyetinde selamla “bundan sonra dahi ne emirleriniz varsa, yapmayı şeref bilirim” demesi Mustafa Kemal’i rahatlatmıştı.13 Daha sonra Rauf Orbay da vatanın ve milletin kurtuluşu ve bağımsızlığı, saltanat makamı ve hilafetin dokunulmazlığı sağlanıncaya kadar Mustafa Kemal ile beraber sonuna kadar çalışacağına yemin etmişti. Erzurum cemiyeti de kongre hazırlıklarını yürüten heyetin başına Mustafa Kemal’i getirme kararı vermişti.14 Bütün bu gelişmeler Mustafa Kemal Paşa’nın milli mücadeledeki önder rolünü teyit etmiş ve Mustafa Kemal’in Erzurum Kongresi hazırlıkları ile daha güvenilir ve rahat bir şekilde uğraşmasını sağlamıştı.

Mustafa Kemal’in kongre yürütme kurulu başkanlığına getirilmesiyle çalışmalar hızlanmıştı ancak kongre tarihi olan 10 Temmuz tarihi gelmesine rağmen Trabzonlu delegelerinin dışında diğer delegeler henüz Erzurum’a gelememişti. Bu nedenle kongre tarihi 13 gün ileri alınarak 23 Temmuz günü kongre tarihi olarak belirlenmiştir. 23 Temmuz tarihi de yine aslında II. Meşrutiyet ile alakalıdır. Çünkü 1917’de yapılan takvim değişikliğiyle Rumi takvim Miladi takvim hizasına çekilip aradaki 13 günlük fark kapatılmıştı ve artık Hürriyet Bayramı 23 Temmuz’da kutlanıyordu. Kongrenin 13 gün ileri alınması, kongre öncesinde yaşanan bazı tartışmaları da alevlendirmişti. Bu tartışmaların başında kongrenin hangi örgüt adına açılacağı konusu geliyordu. Erzurumlular bütün faaliyetlerini merkezi İstanbul’da bulunan VŞMHMC adına ve onun bir şubesi olarak yürütüyordu. Cemiyetinin başkanı Hoca Raif Efendi de kongrenin bu anlayış doğrultusunda İstanbul merkezi adına açılmasını ve genel merkezin kongrede Mustafa Kemal ve Rauf Orbay ile temsil edilmesini istiyordu.16 Trabzon delegeleri ise bu görüşe şiddetle karşı çıkmışlardı. Onlara göre merkezi İstanbul olan bu cemiyetle Trabzon’un bir ilgisi yoktur. Kongre Erzurum ve Trabzon’un ortaklaşa iradesi ile gerçekleştiği için pasif İstanbul merkezini işe karıştırmak istemiyorlardı. Ayrıca bu kararlarında Mustafa Kemal’in genel merkez adına delege olmasının da etkisini katmak gerekir. Çünkü Trabzonlular askerlerden ziyade sivil halkın öncülüğünde bu kongrenin gerçekleşmesini istiyordu. Trabzonlular bu görüşlerinde önce diretmişler ve kabul edilmezse Trabzon’a dönecekleri tehdidinde bulunmuşlardır. Bu gerginlik başta Kazım Karabekir Paşa olmak üzere çeşitli kişilerin devreye girmesiyle ortadan kaldırılmış ve sorun çözüme kavuşturulmuştur. Önce Erzurum delegelerinden Cevat Bey ve Küçük Kazım istifa ederek Mustafa Kemal ve Rauf Orbay’ın onların yerlerine seçilmeleri sağlanmıştır. Daha sonra da Kazım

Karabekir, bazı Trabzon delegelerine Mustafa Kemal’in önemini anlatarak onun sadece delege değil aynı zamanda kongre başkanlığına da seçilmesi gerektiğini belirtmiş ve onları ikna etmiştir.19 Aynı zamanda Hoca Raif Efendi de İstanbul merkezine bir telgraf çekip kongrenin genel bir nitelik aldığını belirterek bu konuda izin istemişti. Telgrafa cevap ise ancak kongre başladıktan sonra gelecekti, zaten bundaki amaç da muhalefeti bir şekilde oyalamaktı.

Kongrede Yaşanan Tartışmalar

Erzurum Kongresi’ne katılan kişi sayısı tartışmalı da olsa 57 kişinin toplantıya katıldığını söyleyebiliriz. 57 delegenin 2’si Van’dan, 3’ü Bitlis’ten, 11’i Sivas’tan, 17’si Trabzon’dan ve 24’ü de Erzurum’dandır.21 Elazığ, Mardin ve Diyarbakır’dan seçilen delegeler ise illerin valileri tarafından engellendikleri için kongreye katılamamışlardır.22 Kongre 23 Temmuz günü Erzurum delegesi Hoca Raif Efendi başkanlığında böylece açılmıştır.23

Kongredeki ilk tartışmalardan biri Mustafa Kemal’in askerlikten istifa etmiş olmasına rağmen kongreye askeri kıyafet ve padişah yaveri kordonuyla gelmesi konusunda çıkmıştır. Özellikle Trabzonlu delegeler bu durumun kongreye askeri tahakküm gölgesi düşüreceğini savunarak buna karşı çıkmışlar ve Mustafa Kemal’in sivil kıyafetle kongreye katılmasını istemişlerdir.24 Bu gelişmelerin ardından toplantıya yarım saat ara verilmiş, Mustafa Kemal, daha önce Erzurum Valisi Münir Bey’den aldığı sivil elbiseyi giyip tekrar toplantıya katılmıştır. Mustafa Kemal’in askerlikten istifa etmesine rağmen askeri elbise ve padişah yaverliği kordonu ile kongreye katılmasındaki sebep, kongre öncesi kendisine karşı oluşan muhalefeti bir şekilde kırmak düşüncesinden kaynaklanmış olabilir.

Kongre tekrar açıldıktan sonra geçici başkan Hoca Raif Efendi kürsüye gelerek kısa bir konuşma yapmış ve ardından kongreyi yönetecek bir başkan seçilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Oylama sonucunda Mustafa Kemal 38 oyla başkan seçilirken, Raif Efendi’ye 2, Servet Bey’e de 1 oy çıkmıştır. 3 üye olumsuz oy kullanırken geri kalanlar oy kullanmamıştır.25 Bu oylama Mustafa Kemal’e karşı var olan muhalefetin bir başka göstergesidir.

Başkanlığa seçilen Mustafa Kemal yaptığı konuşmasında, Mondros Mütarekesi’nden sonra oluşan tabloyu özetledikten sonra, tek çarenin milli iradeyi hâkim kılmak olduğunu, milli iradenin kimsenin karışamayacağı şekilde ancak Anadolu’dan doğabileceğini belirtmiş, bu nedenle milli iradeye dayanan bir Millet Meclisi’nin meydana getirilmesini ve gücünü milli iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını kongrenin ilk hedefi olarak göstermiştir.26 Kongrenin ilk günü tamamlandıktan sonra İstanbul’daki Damat Ferit hükümeti aynı akşam ajanslara bir demeç vererek toplantıyı yasa dışı ilan etmişti. Damat Ferit’e göre, kongre bir Mebuslar Meclisi niteliğindeydi ve bu nedenle anayasaya aykırıydı. Dolayısıyla kongrenin askeri ve sivil makamlarca önlenmesi ve dağıtılması gerekirdi.27 Bu gelişmenin üzerine 26 Temmuz tarihinde Kongre Heyeti imzasıyla hükümete bir telgraf çekilerek kongrenin anayasaya aykırı olarak gösterilmesinin ve Anadolu’da karışıklık çıktığından söz edilmesinin İtilaf Devletleri’nin işine yarayacağı ve bu durumun Mondros Mütarekesi gereğince bölgenin işgalini haklı çıkaracağı belirtilerek demeç protesto edilmiştir.28 Aynı gün Harbiye Nezareti de Mustafa Kemal’in yerine 3. Ordu Müfettişliği’ne vekâlet eden Kazım Karabekir Paşa’ya bir telgraf çekerek kongre karşısında ne yaptığını sormuştur. Karabekir Paşa da cevaben “Halk, memleketimizi kimseye vermeyiz diye karar alıyor. Bu haklı teşebbüslerinden ben de lazım gelen kolaylıklarda bulunuyorum.” demiştir.29

Kongre çalışmaları sırasında Doğu Anadolu’daki tüm müdafaa-i hukuk cemiyetlerinin tek bir çatı altında birleştirilmesi kararlaştırılmış, ardından bu cemiyetin tüzüğü oluşturulmaya başlanmıştır. Tüzük çalışmalarında en çok tartışılan konu il ve ilçe örgütlenmelerinin nasıl olacağı konusuydu. Rauf Orbay’ın başını çektiği grup, cemiyetin il ve ilçe başkanlıklarına vali ve kaymakamların getirilmesini, yardımcılıklarını da bölgedeki komutanların yapmasını, böylece halkın milli mücadele konusundaki cesaretinin artacağını düşünüyordu.30 Yine Trabzonluların başını çektiği muhalefet grubu ise cemiyetin halka dayandığını, valiler başa gelirse İstanbul Hükümeti’ne bağımlı bir duruma gelineceğini, bunun yerine cemiyet başkanlarının dernek üyeleri arasından seçilmesi gerektiğini savunuyordu.31 Bu tartışmanın daha uzun sürmemesi için Mustafa Kemal devreye girmiş, Rauf Bey’i yanına çekerek bu konunun çok önemli olmadığını belirterek ısrarcı olmaması ve karşı görüştekileri kaybetmemek gerektiğini ifade ederek onu ikna etmiştir.32 Mustafa Kemal bu durumun çok önemli olmadığını ifade etse de kuşkusuz kendisi de İstanbul Hükümeti’ne bağlı bir yapıyı arzu etmediğinden Rauf Bey’i ikna etmeye çalışmıştır.

Kongredeki tartışmaların bir diğeri de, cemiyetin yürütme kurulu olarak faaliyet gösterecek Heyet-i Temsiliye’nin görev ve yetkileri üzerine idi. Heyet-i Temsiliye her türlü siyasi karar alma yetkisine sahip olup, bir nevi geçici hükümet gibi çalışacaktı. Trabzon delegeleri yine bu duruma muhalefet etmişler, bu denli önemli bir görev üstlenecek olan Heyet-i Temsiliye’deki üye sayısının artırılmasını, kritik kararlarda da kongrenin olağanüstü toplantıya çağrılmasını istemişlerdi. Trabzonlu delegelerin bu istekleri kabul edilmiş ve Heyet-i Temsiliye en az 9, en çok 16 kişiden oluşacak bir yapıda kurulmuş, Heyet-i Temsiliye’nin önemli kararlarda illerdeki heyetlere danışması ve gerektiğinde olağanüstü kongre toplanması kararlaştırılmıştı.33

Heyet-i Temsiliye’ye Mustafa Kemal ve Rauf Orbay’ın girip girmemesi meselesi de yine tartışma doğuran konulardan birisiydi. Bu sefer, Mustafa Kemal’in en yakınındaki kişiler de kararsız kalmıştı. Mustafa Kemal’in heyete girmesini istemeyenlerin gerekçesi, asi durumuna düşmüş bir kişinin seçilmesinin doğuracağı sakıncalar üzerineydi. Mustafa Kemal ise bu heyetin bölgesel bir nitelikte olmasına rağmen, Sivas’ta toplanacak ulusal kongreyi hazırlayacak ve milli mücadeleyi yürütecek olması bakımından bu heyeti önemsiyordu.34 Nitekim Gazi Mustafa Kemal Nutuk’ta karşı görüşte olanların çekincelerini anlayışla karşıladığını, ancak böylesine büyük davalarda bir önderin öne atılması gerektiğini, bu durumda o zaman başka bir kişi olmadığından işi şansa bırakamayacağını belirtmiş ve gelişmelerin kendisini haklı çıkardığını vurgulamıştır.35 Mustafa Kemal Paşa, bu tartışmalar devam ederken yakın arkadaşlarının görüşlerini öğrenmek için onlardan boş bir kâğıda gizlice düşüncelerini yazmasını istemişti. Görüşlerini yazan kişilerden Kazım Dirik, Hüsrev Gerede, İbrahim Tali Bey olumsuz görüş bildirirken, Mazhar Müfit Bey ortada bir görüş bildirmiş, sadece İbrahim Süreyya Bey Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in heyete girmesi gerektiğini belirtmiştir. Mustafa Kemal daha sonra biraz önce bahsettiğim gerekçeleri arkadaşlarına izah etmiş ve onları ikna etmiştir.36 Daha sonra yapılan seçimlerde 9 kişilik heyet belirlenmiştir. Heyette şu kişiler yer alıyordu; Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Hoca Raif Efendi, Servet Bey, İzzet Bey, Bekir Sami Bey, Sadullah Bey, Hacı Musa Efendi, Hacı Fevzi Efendi.37 Kazım Karabekir her ne kadar kendisinin de heyete seçildiğini anılarında yazsa da, kendisi heyete seçilmemiş daha sonra tüzüğün özel maddesi gereğince heyete dahil edilmiştir.

Kongre’nin kapanmasına yakın ise ilginç bir gelişme yaşanmıştır. Görüşmeler bitmek üzereyken Trabzon delegeleri Ömer Fevzi, İbrahim Hamdi, Ali Naci ve Yusuf Ziya Beyler başkanlığa bir önerge verdiler. Bu önerge görüşülmekte olan ve bitme aşamasına gelen tüzük ve beyannameden bağımsız apayrı bir tüzük ve program tasarısıydı. 22 maddelik bu program adem-i merkeziyet esasına dayalı ve Prens Sabahattin hareketinin görüşlerini yansıtır bir nitelikteydi.39 Ayrıca programın bir maddesinde milli savunma için düzenli ordu birlikleri yerine milis kuvvetlerinin oluşturulmasının istenmesi de kongreye katılanlarca Bolşeviklik olarak nitelendirilmiştir.40 Bir siyaset partisi programını andıran bu tasarının tam kongre bitimine denk getirilmesi de delegelerce art niyetli bulunmuş ve kongreyi baltalama girişimi olarak görülüp reddedilmiştir.41 Gazi Mustafa Kemal de Nutuk’ta Ömer Fevzi Bey hakkında çok ağır sözler söylemiştir. Kongre boyunca devam eden muhalefetin kaynağı olarak kendisini görüp Ömer Fevzi için düşman casusu, hain gibi ifadeler kullanmıştır.

Ömer Fevzi ve ekibinin bu girişiminin ardından tüzük ve beyanname son haline getirilmiş ve kabul edilmiştir. Ancak bu kararları 18 kişi imzalamamıştır. Bu rakam kongreye katılan kişilerin yaklaşık üçte birini oluşturmakta olduğundan, Erzurum Kongresi’nde nasıl ciddi bir muhalefetin olduğu açık bir şekilde görülmektedir.43 Kongre çalışmaları tamamlandıktan sonra Mustafa Kemal kısa bir konuşma yaparak kongreyi kapatmıştır. Bu konuşmada Mustafa Kemal şunları söylemiştir: “Ulusumuzun umut ve kurtuluş ile çırpındığı en heyecanlı bir zamanda saygıdeğer kurulunuz, her türlü güçlüğe katlanarak burada, Erzurum’da toplandı. Duyarlı ve soylu bir ruh ve pek sağlam bir iman ile vatan ve ulusumuzun kurtuluşuna ilişkin esaslı kararlar aldı. Özellikle bütün dünyaya karşı ulusumuzun varlığını ve birliğini gösterdi. Tarih bu kongremizi kuşkusuz ender ve büyük bir eser olarak yazacaktır.”

Kongre Kararları

Kongrede kabul edilen tüzük ve bildiri metinlerine bakıldığında, kongre öncesi hazırlanan taslağa dayanan tüzük daha bölgesel bir nitelik gösterirken, bildiri ise bölgeselliği aşıp yurt bütününe ulaşma arzusunu taşımaktadır. Bildiride özetle şu noktalar vurgulanmıştır; tüm doğu illeri birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılamayacak bir bütün oluşturmaktadır. Ulusal bağımsızlığın elde edilmesi için milli iradenin egemen kılınması gereklidir. Rum ve Ermeni işgallerine karşı konulacak, bu azınlıkların hakları korunacak, ancak ayrıcalıklar verilemeyecektir. Doğu Anadolu uzun yıllar boyunca Müslümanların çoğunlukta olduğu bir bölge olup, bölge ile ilgili bu esaslara göre karar alınmalıdır. Ulusumuz insani ve çağdaş amaçları yüceltir, bu nedenle vatanın bütünlüğü korunmak şartıyla emperyalist amaçlar gütmeyen devletlerin ekonomik ve teknik yardımı alınabilir. Ulusal iradeye dayalı bir hükümet kurulabilmesi için ulusal meclisin bir an önce toplanması gerekmektedir. Vatanın içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için kurulan dernekler artık Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Derneği adı altında birleşmiştir. Derneğin yönetimi ve mücadelenin örgütlenmesi Temsil Heyeti tarafından gerçekleştirilir.45

Kabul edilen tüzükte de bildirideki ifadelere ek olarak şu esaslar karar altına alınmıştır: Osmanlı Devleti dağılma tehlikesi gösterirse ve hükümet Doğu Anadolu’yu terk ederse, derhal Doğu Anadolu’da bir geçici hükümet kurulacak, Temsil Heyeti derhal kongreyi toplayacaktır. Temsil Heyeti kararı olmadan bölge dışına göç etmek yasaklanmıştır. Temsil Heyeti vatanın bağımsızlığı için her türlü siyasi karar ve tedbiri alır. Önemli ve esaslı meselelerde illerdeki heyetlerin görüşünü alır ve kesin karar için kongreyi toplar. Temsil Heyeti Doğu Anadolu’nun tamamını temsil eder.

Sonuç

Sonuç olarak, Erzurum Kongresi milli mücadele tarihimizin önemli aşamalarından birini teşkil etmektedir. Erzurum Kongresi sonucunda, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Derneği kurularak, dağınık halde bulunan derneklerin birleşmesi yönünde önemli bir adım atılmış, bu adım Sivas Kongresi sonrası kurulacak olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin çatısını oluşturmuştur. Yine Erzurum Kongresi sonrası kurulan Temsil Heyeti, Büyük Millet Meclisi açılana kadar siyasi mücadeleyi yürütecek olup bölgesel mücadelenin ulusal düzeye taşınmasını sağlayacaktır. Kongrede alınan kararlar doğrultusunda vatanın bütünlüğü, birbirinden ayrılamaz olduğu kuvvetli bir şekilde vurgulanmış; bağımsızlık mücadelesi için gerekirse milli iradeyi esas kılan ayrı bir yapılanmaya gidilebileceği açık bir şekilde dile getirilmiştir. Erzurum Kongresi aynı zamanda milli mücadelenin ilk muhaliflerini doğurması bakımından da önemlidir. Kongrede birçok konuda ciddi tartışmalar ve fikir ayrılıkları meydana gelmiş, milli mücadelenin ilerleyen safhalarında gerçekleşecek şiddetli muhalefetin ilk sinyalleri verilmiştir. Özellikle Trabzon ili Erzurum Kongresi sonrası bu muhalefetin en önemli kalesi haline gelecektir. Ancak her türlü tartışmaya rağmen alınan bu önemli kararlar göz önüne alındığında, Mustafa Kemal Paşa’nın da belirttiği gibi “duyarlı ve soylu bir ruh” ile gerçekleştirilen Erzurum Kongresi’ni tarih “ender ve büyük bir eser” olarak yazmıştır.

KAYNAKÇA

1. Goloğlu, Mahmut, Milli Mücadele Tarihi – I, Erzurum Kongresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011, s.5

2. Turan, Şerafettin, Türk Devrim Tarihi 1. Kitap, İmparatorluğun Çöküşünden Ulusal Direnişe, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2008, s.162

3.Akbal, İsmail, Milli Mücadele Döneminde Trabzon’da Muhalefet, Serander Yayınları, Trabzon, 2008,  s.84

4. a.g.e., s.97

 5. Atatürk, Kemal, Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2011, s.16

6. Dursunoğlu, Cevat, Milli Mücadelede Erzurum, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000, s.43

7. a.g.e., ss.58-59

8. Akbal, a.g.e., s.98

9. Goloğlu, a.g.e., s.62

10. Turan, a.g.e., s.174

11. Atatürk, a.g.e., ss.21-22

12. Goloğlu, a.g.e., s.71

13. Karabekir, Kazım, İstiklal Harbimiz-1, Emre Yayınları, İstanbul, 2000, s.222

14. Dursunoğlu, a.g.e., ss.91-92

15. Akbal, a.g.e., s.109

16. Goloğlu, a.g.e., s.79

17. Akbal, a.g.e., s.110

18. Dursunoğlu, a.g.e., s.96

19. Goloğlu, a.g.e., s.199

20. Akbal, a.g.e., s.111

21. Goloğlu, a.g.e., s.88

22. Dursunoğlu, a.g.e., s.107

23. Akbal, a.g.e., s.113

24. a.g.e., s.114

25. Turan, a.g.e., s.234

26. Atatürk, a.g.e., s.39

27. Turan, a.g.e., s.236

28. Goloğlu, a.g.e., s.98

29. Karabekir, a.g.e., s.247

30. Kansu, a.g.e., s.105

31. Akbal, a.g.e., s.116

32. Dursunoğlu, a.g.e., s.109

33. Goloğlu, a.g.e., s.102

34. Kansu, Mazhar Müfit, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, ss.106-107

35. Atatürk, a.g.e., s.49

36. Kansu, a.g.e., ss.109-111

37. Turan, a.g.e., s.238

38. Kansu, a.g.e., ss.114-115 39. Akbal, a.g.e., s.117

40. Kansu, a.g.e., ss.103

41. Dursunoğlu, a.g.e., s.110

42. Atatürk, a.g.e., s.47

43.Akbal, a.g.e., s.124

44.Turan, a.g.e., s.239

45.Turan, a.g.e., ss.240-242 46.Dursunoğlu, a.g.e., ss.153-162