İTTİHAT VE TERAKKİ / 1919

tarafından
148
İTTİHAT VE TERAKKİ / 1919

Prof. Dr. Sina Akşin

düşün: İttihat ve Terakki’nin düşünsel altyapısı nasıl ortaya çıktı?

Sina Akşin: Bunu anlamak için Osmanlı’daki yapıya ve yenilik hareketlerine bakmak gerek. Osmanlı aslında birçok şey için çok geç kaldı. Önceleri çok dinamik bir yapıdaydı, Avrupa ortasına yani Viyana kapılarına kadar gitti. Fakat sonrasında, Osmanlı’nın üstüne tuhaf bir uyuşukluk çöktü. Osmanlı bir bakıma savaş makinesiydi. Savaş makinesi olarak gidebildiği kadar gitti. Tabi unutmayın ki o sırada organik enerji ile hareket ediyordu. Osmanlı ordusu otobüse binmiyordu gitmek için. Motorlu araçları yoktu. Tabi atlar vardı ama ordunun esası piyadelerdi. Yürüyerek gidiyorlardı. Savaş denen şey iyi havalarda yapılır; çamurda, fırtınada olmaz. Dolayısıyla yazın yapılır. Osmanlı ordusunun Avusturya’da veya Sırbistan’da sefere gitmesi için kış sonunda harekete geçmesi gerekiyordu çünkü yürüyerek gidiyorlardı. Tabi süvariler ve akıncılar vardı ama onlar ordunun sadece bir kısmıydı. Örnek olarak Kanuni zamanında Mohaç Muharebesi yapıldı ve Macaristan ele geçirildi. Yine aynı Kanuni, ihtiyarlığında ölmek üzereyken sefere çıktı. Bu sefer, bir ülke fethetmek için değil, Zigetvar Kalesi içindi. Kanuni’nin ihtiyarlığının yanı sıra Osmanlı, 14. yüzyılda başlayan Rönesans’ı takip edemedi. Rönesans, Orta Çağ’dan bir çıkış hamlesidir. Böyle bir durum Osmanlı’da yok. Avrupa’da, 1451’de matbaa başlıyor ve kısa zamanda yayılıyor. Eskiden elle yazılıyordu kitaplar, şimdi ise makine ile basılıyor. Osmanlı, o konu ile hiç ilgilenmedi. Halbuki matbaanın varlığından haberdardı. Ancak, kitaba halı muamelesi yapıyorlardı. Halıların elle dokunmuş olması önemlidir. Makinede dokunan halılar değerli değildir. Halbuki İstanbul’da, 16. yüzyılda matbaalar çalışmaya başlamıştı. Rumların, Yunanların, Ermenilerin matbaaları vardı ancak bizimkiler hiç oralı bile değildi. İlk matbaa İbrahim Müteferrika ile 1729’da geliyor. 1400’ler nerede, 1729 nerede? Üstelik, Müteferrika matbaası bir çeşit pilot proje gibi bir şeydi. 17 kitap basıldı ve kapatıldı. Demek ki ihtiyaç yokmuş. Ek olarak, sanırsınız ki din adamları taş koyacak, önlemeye çalışacak. O dönemde Şeyhülislam’a soruyorlar, matbaanın din kitabı olmamak kaydıyla kullanılabileceğinin fetvasını alıyorlar. Din kitabı önemli bir kısıtlama olsa da bunun yanında “Günahtır, yapmayın” tarzı bir engel veya kısıtlama da olmuyor. Kısacası, matbaaya karşı bir ilgi, talep yok. Osmanlı’nın bir problemi bu. Avrupalılar da “Türkleri buradan süreceğiz” diye ahdetmişler. Onlar bu fetihleri hiç kabul etmediler. Anadolu’daki fetihleri bile hiç kabul etmediler. Kafalarından “Türkleri buradan söküp atacağız” düşüncesi hiç eksik olmadı. Modelleri de İspanya, Endülüs’tür. Araplar, İspanya’da, Endülüs’te 800 yıl kaldı. Sonrasında Hıristiyanlar egemen oldular. Bugün İspanya’ya gittiğinizde o devirden kalma bir tek Arap köyü ve insan bulamazsınız. Yani onların torunları da yok. Yahudileri de söküp attılar. Onlar da Osmanlı’ya sığındılar. Çünkü bu Avrupalılar ırkçı. Başka milletlerle beraber oturmayı bilmiyorlar. Mesela Osmanlı Devleti birlikte yaşamayı, birlikte oturmayı biliyordu. Avrupalılar ırkçı oldukları için kabul etmiyorlardı. Osmanlıların kafası, Orta Çağ’a demir atmış olmalarına rağmen işliyordu. İşlerin böyle yürümeyeceğini, imparatorluğun çökeceğini biliyorlardı. Hâl böyle iken III. Ahmet zamanında ıslahat hareketleri başladı ama son derece zayıf hareketlerdi. Örneğin, Yalova’da kağıt fabrikası kurulmuş. Bunun yanında, bir takım askeri okullar kuruluyor ama bunlar daha çok kurs gibi yerler. Asıl ıslahatçı II. Mahmut’tur. II. Mahmut, ıslahatı Avrupa’ya bakarak değil, Mısır’a bakarak yapıyor. O esnada Mısır’da akıllı bir adam vali oluyor, Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Ve o müthiş yenilikler yapıyor; okullar kuruyor, sosyal yapıyı değiştiriyor. Sadece okul tarzı kurumlar değil, aynı zamanda sosyal yapıyı da değiştiriyor. Sonra da Mehmet Ali ile II. Mahmut arasında anlaşmazlık çıkıyor ve Osmanlı ordusu 4 defa yenilgiye uğruyor. Çünkü Mehmet Ali Paşa’nın düzgün bir eğitim sistemi, düzgün bir ordusu var. Ordu, yeniçeri ordusu değil. Dolayısıyla her savaşı kazanıyor. Kütahya’ya kadar geliyor. Bu yüzden, II. Mahmut, Ruslar’dan destek istemek durumunda kalıyor. II. Mahmut, Rusya’nın Büyük Petro’su gibi bir padişah. Modernleşmede geri kalma durumu Rusya’da da vardı. Ama Petro, II. Mahmut’tan 100 yıl önceydi. “Demek ki Rus toplumu 100 yıl ileride miydi bize göre” sorusu sorulabilir. Sonuç olarak Mehmet Ali Paşa, Mısır’da ne yaptıysa II. Mahmut onu taklit ediyor. Yüksek okullar kuruluyor. Eğitim sistemi değiştiriliyor. Önce tıbbiye ardından harbiye kuruluyor. Fakat bu okullarda okuyabilecek adam yok. Bunun için 1834’de harp okulu kuruluyor, ilk mezunlarını ancak 1848’de verebiliyor. Çünkü harp okulu öğrencilerinin ilk ve orta öğretim dediğimiz aşamalarını da ayarlaması gerekiyordu. Demek ki 19. yüzyılın başında çağcıllaşma yani modernleşme başlamış oluyor. Tabi bunların çeşitli aşamaları var. Yeni modernleşmiş kurumlardan çıkan kişiler yeni insandı. Öyle medrese ve mahalle mekteplerindeki gibi orta çağ insanı değillerdi. Yeni insan, Osmanlı’ya çok yavaş yayılıyordu. Önce Tanzimat ardından Meşrutiyet geliyor. Meşrutiyet geldiği gibi gidiyor çünkü alt yapısı yok. Modern adam yok, çok az. Meşrutiyet, padişahın yetkilerini çok fazla sınırlandıran bir olay. O sırada Rusya ile bir savaş oluyor. Bunun sonucunda ağır bir yenilgi var ve II. Abdülhamit o sırada tahta gelmiş, istibdadını kuruyor. Kısaca mutlak hükümdarlık geliyor. İşte İttihat ve Terakki o mutlak hükümdarlığa karşı kurulan bir gençlik örgütü. 1889’da İttihat ve Terakki kuruluyor. 1889 Fransız İhtilali’nin yıldönümü. Demek ki bu gençler Fransız İhtilali’ni, demokrasi, eşitlik ve özgürlük düzenini selamlıyorlar.

düşün: Öne çıkan kavram, düşünce nedir?

Sina Akşin: Sonuçlarından bir tanesi ulusların ortaya çıkması ama eşitlik, özgürlük, demokrasi denince seçim yapıldı mı yapılmadı mı konuşuluyor. Seçim bir mekanizma. İnsanlar bir kağıt atıyor ortaya. Bunun demokrasiye bir faydası var mı? Var. Tabi, eğer demokratlar seçilirse. Eğer Hitler gibi bir adam seçilirse, seçim demokrasinin tam tersi bir düzen demektir.

düşün: İttihat ve Terakki için hem Osmanlı’nın kurtuluşu hem de insanların demokrasi ve özgürlüğe olan ihtiyaçlarından kaynaklanan çift yönlü bir hareket tanımı yapabilir miyiz?

Sina Akşin: Bu bir çağdaşlaşma hareketi. İşin özü modernleşmek, yani yeni insan yaratmak. İttihat ve Terakki yeni insanın örgütü.

düşün: Anadolu’nun ve İstanbul’un işgaline karşı Anadolu’da kalanlar veya İstanbul’da saklananlar nasıl bir oluşum içerisindeydi? Halkın durumu nasıldı?

Sina Akşin: O sırada Anadolu’da bir sürü kongre yapılıyor. Nitekim Atatürk de o kongreler örgütünü kullanıyor. Ancak, örgütleniyorlar ama çoğunluk hiç oralı değil. Okuryazarlık, Türkler arasında 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yüzde 10. Yani cahil nüfus çoğunlukta.

düşün: Kongrelerdeki hakim düşünce nedir?

Sina Akşin: Esas olarak bunlar, İttihatçıların düzenlediği kongreler. Amaç memleketi istiladan, düşmandan kurtarmak. Ama kolay değil çünkü nüfus parça parça dağılmış. Herhangi bir mücadele yapacak durumda değil.

düşün: İttihat Terakki, Mustafa Kemal’deki gibi bir halk örgütlenmesi düşüncesine sahip mi?

Sina Akşin: Halk hiç oralı değil. İttihat ve Terakki bir seçkinler hareketidir. Yani okumuşlar, mektepliler hareketi. Aslında bugün de aydınların bir görevi öbür aydınları ayağa kaldırmak; bilinçsiz, vurdumduymaz aydınları kazanmaktır. Çünkü homoahretikus (Ahiretini düşünerek yaşayan vurdumduymaz halk) çetin ceviz. Çetin cevizi kolay kıramazsınız. İşte çetin cevizi sonraki dönemde Köy Enstitüleri aydınlatacaktı. Yeni insan haline getirecekti ama olmadı. Karşı devrim yani Homoahiretikus ağır bastı. Türkiye’nin bugünkü problemi karşı devrimi alt etmek. Türkiye’deki esas çelişki Atatürk devrimi ile karşı devrimi arasında. Burada bir çelişki var ve bu çelişkiyi çözmek lazım. Çözecek olan Köy Enstitüleri idi. Ancak köy Enstitüleri’ni yaşatmadılar. Türkiye, çok partili sistem yürütme davasına girdi. Çok partili sistemde birden çok parti olacak, özgür bir basın olacak, ileri geri yazılabilecek, düzenli olarak seçimler yapılacak. Az önce de söylediğim gibi eğer sandıktan orta çağ insanları yani Homoahretikuslar çıkarsa bu demokrasi doğurmaz. Nitekim öyle de oldu. 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi kaybetti seçimi ve bir daha hiç kazanamadı.  Arada koalisyonlar ile başa geldiyse de Türkiye’de her seçimi aslanlar gibi karşıdevrimciler kazanıyor.

düşün: Mustafa Kemal’in halkla bağlantısını sağlayan şey neydi? İttihat ve Terakki ile neden ayrı düştü?

Sina Akşin: Mustafa Kemal de İttihatçıydı ama biraz farklı bir ittihatçıydı. Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” kitabının adındaki gibi Atatürk işleri tek adam olarak yürütüyordu. Halbuki İttihat ve Terakki kolektif bir liderlik üzerine kuruluydu. Dikkat ederseniz İttihat ve Terakki’nin tek bir lideri yoktur. Enver, Cemal Paşa var. Ama tek bir lider yok. Mustafa Kemal ise bir dahi. Ben yaparım diyor ve yapıyor. Yoksa o da eski bir İttihatçı’dır. Mustafa Kemal’in İttihatçılarla ayrı düşmesi ise ideolojiden ziyade yöntemsel. Yani hepsi eşitlik ve özgürlük taraftarı ve mektepliler.

düşün: Enver Paşa ve Talat Paşa gibi İttihat ve Terakki’nin öncüleri ülkeden gitmişlerdi. Bu süreçte İttihat ve Terakki’nin diğer liderleri veya öne çıkan isimlerinin Mustafa Kemal’e bakış açıları nasıl?

Sina Akşin: Diğer İttihatçılar’ın birçoğu tek adam yönetimine itiraz ediyor. Eskisi gibi kolektif liderlik olsun istiyorlar. O bakımdan anlaşamıyorlar. Ama Atatürk gösterdiği başarılar ile egemen oluyor. Fakat Mustafa Kemal’in, Milli Mücadele’nin önderi olması kolay bir iş değil. Ordu yok bir kere. Ordu kurması lazım. Ordu kuruluyor. Bir problem daha var, çeteler. En büyük çeteci Çerkez Ethem. Ethem müthiş başarılı. Çeteci olarak padişahın başlattığı iç savaşın 3 aşamasını alt ediyor. Anzavur Ayaklanması var Marmara bölgesinde, Düzce-Bolu isyanı var. Bunlar hep padişahın İngilizler ile iş birliği halinde çıkardığı isyanlar. Padişah “Hadi evlatlarım” diyor, homoahretikus örgütleniyor ve isyan ediyor.

düşün: İttihatçılara bakış nasıl?

Sina Akşin: İttihat ve Terakki liderleri daha ilk başta kaçıyor. Çünkü hem ülke lanetliyor yenildikleri için hem de Avrupa nefret ediyor. Çünkü bunlar modern insanlar. Modernizmi getirmek isteyenler. Aynı zamanda Almanya ile savaşa giriyorlar. Almanlar savaş suçlusu ilan ediliyor.

düşün: İttihat ve Terakki liderleri yurtdışına çıktıkları zaman Anadolu’daki kurtuluş hareketine destek veriyorlar mı?

Sina Akşin: Tabii ki destek veriyorlar. Mesela Atatürk ile mektuplaşmaları var. Fakat, emperyalistler İttihat ve Terakki düşmanı olduğu için Talat’ı, Cemal’i vuruyorlar. Enver de Orta Asya’da vuruluyor. A takımından başkaları da vuruluyor. Sait Halim Paşa da vuruluyor. Bu Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Türk hariciyecilerinin vurulmalarına benziyor. Paris elçisi, Viyana elçisi gibi. Türk hariciyecileri suikasta uğruyor. Kimse de yakalanmıyor. Çünkü Avrupalılar düzenliyor bu işi. Ayrıca, Ermeni örgütü ASALA var. Onu kullanıyorlar. ASALA, 1983’de havayolu yolcuları arasında bomba patlatıyor ve orada Türklerden başka Fransız, Amerikalı birkaç kişi ölüyor. Halbuki sadece Türkleri öldürmeleri lazım. Bundan dolayı ASALA’yı kenara itiyorlar. Yakalıyorlar hemen bu işi yapanları. Fransızlar mahkemeye veriyor ve ondan sonra bu işi başkasına havale ediyorlar. Kime havale ediyorlar? Tabii ki PKK. PKK diye bir örgüt zaten var. Var ama silahlı mücadeleye başlıyor. PKK biliyorsunuz batılıların destek verdiği bir terör örgütü.

düşün: İttihatçıların önderleri öldürüldü, 27 Mayıs sonrası aydınlar katledildi. Neden öldürüldüler?

Sina Akşin: Muammer Aksoy, Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu. Bir yıl sonra öldürüldü. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu katledildi. İttihatçılar öldürüldü. Mutlaka öldürüleceklerdi. Çünkü onlar emperyalizme kılıç çekmiş adamlar. Onların mutlaka ölmesi lazımdı(!)

düşün: Mustafa Kemal halkı çevresinde toplayabiliyor. Bunu nasıl başarıyor?

Sina Akşin: Atatürk’ün büyük başarısı Dumlupınar’da. 4 muharebe var: Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya ve Dumlupınar. İlk 3 muharebe Yunanlıların ilerlemesini durdurmaktan ibaret. Yani onları bir bozguna uğratmak söz konusu değil. O dönemde Avrupa’da Osmanlı Devleti ile ilgili tartışılan şeyler Sevr’i nasıl hafifleteceğiz gibi konular. Dumlupınar’da ise Yunan ordusu diye bir şey kalmıyor. Yani bütün çabası bir an evvel İzmir’e, Mudanya’ya ulaşıp, paçayı kurtarmak oluyor. Tam bir bozgun, tam bir felaket. Ve bu, emperyalistlerde, Yunanlar’da ve Homoahretikuslarda müthiş bir şok etkisi yaratıyor. “Bu adam nasıl başardı bu mücadeleyi” diye soruyorlar. Çünkü bu saydığım 4 muharebenin tamamında Türk askeri sayısı Yunanlardan az. Ama subay sayısı daha fazla. Aslında bir aydın savaşı bu. Aydınların yarattığı bir mucize. Yoksa Türkiye’de şapka giydirmek. Harfleri, yazıyı değiştirmek. Kesinlikle olamazdı. O kadar aptallaştı ki bu Homoahretikus, bu mucize karşısında her şeye razı oldu. Yani devrime razı oldu. O kadar aptallaştı ki emperyalistler. Lozan’da iyi kötü bağımsız bir Türkiye ortaya çıkabildi. Ama çok direndiler. 8 ay sürdü Lozan görüşmeleri.

düşün: Sizce İttihatçılar meclisi açtıktan sonra ne yapacaklarını bilmiyorlar mıydı?

Sina Akşin: Bilmez olurlar mı? Türkiye’yi modernleştireceklerdi. Hasta adamı ayağa kaldıracaklardı. Avrupalılar zaten o yüzden düşman oluyor. Hasta adamın hastalığı devam edecek ki mirasını paylaşsınlar. Hasta adamın ölmesi lazım. Hasta adam yani Türkiye ölsün ki mirası paylaşılsın. Sevr Antlaşması şu anlama geliyor: Sizi Rumeli’den kovduk. Şimdi Anadolu’dan kovuyoruz. Bay bay, güle güle. Tabi Balkanlar’dakinden daha zor Türkleri kovmak. Çünkü sayıları az. Batı Anadolu Yunanistan’a eklenecek. Doğu Anadolu’da Ermenistan olacak. Nüfuz bölgeleri var. Bir süreç var. İtalyan nüfuz bölgesi Batı Anadolu’da. Orada İtalyanlar, Rumluğu geliştireceklerdi. Fransızların nüfuz bölgesinde Ermeniler var. Orada Ermenileri çoğaltıp Türkleri azaltacaklar. Artık nasıl azaltacaklarsa, bilmiyoruz(!) Sonuçta hedefe varılacak. Mesela Hitler, tipik bir Avrupalı. Sadece biraz ölçüyü kaçırmış. Bu yüzden onu reddediyorlar. Ama Hitler has bir Avrupalı.

düşün: Milli Mücadele’nin 100. yılında umudunuzu hala koruyor musunuz? Türk gençliğine ne öneriyorsunuz?

Sina Akşin: Türkiye’nin tekrar kendi benliğini bulması gerek ve başaracağız. Niye başarmayalım? Ama başarmak için mutlaka Atatürk devrimine geri dönülecek. Atatürk dönemi müthiş bir kalkınma ve dönüşüm modeli. Ne yapılacağı besbelli. Atatürk döneminde üretimi sağlamak için mesela tarımda kurumlar kuruluyor. Aşı istasyonları, sıtma savaş merkezleri vb. her şeyi düşünmüşler ve uygulamışlar. Türkiye, 1918’de enayi bir ülkeyken, çok müthiş bir mesafe aldı. Ancak, Türkiye karşı devrimden beri dökülüyor. Türkiye, 1920, 1930, 1940’da aslanlar gibi kalkınıyordu. Sonrasında İsmet Paşa “demokrasi getiriyorum” söylemi altında çok partili sistemi benimsedi. Ondan sonra olan oldu. 1951’de Halkevleri kapatıldı. 1954’de Köy Enstitüleri kapatıldı. Onlarca imam-hatip okulları açıldı ve öğretmenlik ikinci sınıf meslek durumuna düşürüldü. Bu adımlarda Türkiye’de karşı devrim egemen oldu. Biz bunları demokrasi sandık. Halbuki bu demokrasi falan değildi. Sadece çok partili sistem uygulamasıydı. Türkiye’de temel çelişki Atatürk Devrimi ve karşı devrim arasında. Gerisi palavra. Dolayısıyla, mesela sosyal demokrasi, ortanın solu, demokratik sol, faşizm, sosyalizm, komünizm vs. bunların hiçbirinin Türkiye gerçekleri ile bir ilgisi yok. Onlar fikir kulübü gibi.

düşün: Sivas Kongresi yemin metninde yer alan bir tanım var İttihat ve Terakki’yi de ilgilendiren. “İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ihyasına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billah…” diye bir kısım var. Bu kısma sebep olan ayrım nedir?

Sina Akşin: İttihat ve Terakki, Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmuş ve yenilmiş. Rezil olmuş bir bakıma. Ve Avrupa lanetliyor İttihat ve Terakki’yi çünkü emperyalizm modernliğin düşmanıdır. İlericiliğin düşmanıdır. Emperyalistler daima gericiliği tercih ederler. Bakın mesela Fetullah Gülen Türkiye’de barınamıyor. Dışarı gitmesi lazım. Gidebileceği 60’a yakın Müslüman ülke var. Orada 5 vakit namazını kılar. Ezan sesi duyar. Ortalık Müslüman dolu. Ne güzel değil mi? 59’unu birden reddediyor. Bunun yerine Pensilvanya’da oturuyor. Pensilvanya domuz yiyen bir ülke, Hristiyan. Müslümanlardan nefret ediyorlar. İşte emperyalizm ve gericilik birbirini buluyor. Cemalettin Kaplan vardı bir zamanlar Almanya’da. Hilafeti getirmek istiyordu. O da Almanya’ya gidiyor. Başka bir Hristiyan ülke. Esat Coşan var. Başka bir tarikat adamı. O da Avustralya’ya gidiyor. Dikkat ederseniz hiç Müslüman ülkeye gitmiyorlar.