• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Seçtiğimiz Yazılar

Kendisine gerek duyulurken içine kapanan Türkiye

keyman Fuat Keyman

Kendisine gerek duyulurken içine kapanan Türkiye


Yaklaşık beş ay önce, 21 Mart’ta, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Foreign Policy dergisinde, “Yeni Dönemde Sıfır Sorun” başlıklı önemli bir makale yayımlamıştı.
Bu makalesinde, Davutoğlu, özellikle de Arap Baharı temelinde değişen bölgesel ve küresel koşullar içinde, Türkiye dış politikasını değerlendiriyor ve “yapıcı, sorunların çözümüne katkı verici, barışçı ve çok-boyutlu” aktif dış politikanın “geçerli ve gerekli” olduğunu öneriyordu.
Arap Baharı, Tunus’la başlayan, Mısır’la devam eden, Libya’da sıkıntıya giren ve Suriye kriziyle tıkanan bir dönüşüm süreci.
Bu süreç, tüm sıkıntılara ve krizlere rağmen devam edecek. Bu, doğru.
Ama, bugün, Suriye krizinden sonra, askeri darbeyle büyük bir istikrarsızlığa savrulan Mısır’la kritik bir eşiğe gelmiş bir süreç de.
Arap Baharı nasıl hızla Tunus’tan Mısır’a şıçradıysa, bugün de Mısır’da yaşanan istikrarsızlık hızla Tunus’a şıçrayacak gözüküyor. Tunus’ta kriz olasılığı hızla artıyor.
Irak’ta iç savaş riski var.

Devamını oku...
 

aksay Hakan Aksay

Uludere konusunda duygulanmak için biraz geç

kalmadınız mı, Sayın Başbakan?


Artık pek itibarı kalmamış işleriyle zavallı dolgun ücretlerini koruyabilmek için durmadan “bir şeyler” yaparak patronlarının ve iktidarın hoşuna gitmeye çabalayan kişilerle aynı meslektenmiş gibi görünmek bazen gerçekten insanın içini karartıyor.
Devlet eliyle işlenen katliam sonucu 34 hayatın söndürülmesinden 19 ay sonra, bazı kurbanların yakınlarıyla bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan’ı “kızdırmayacak”, hatta mümkünse “memnun edecek” başlık ve haberler kullanmaya büyük özen gösteren gazetelerin hali içler acısıydı. Bir kısmı, Erdoğan sanki olaydan bir gün sonra bölgeye gitmiş ya da önemli bir şey olmamış gibi olağan bir görüşme/iftar haberi veriyordu. Diğerleri Başbakan’ın Uludere’de (Roboski) resmî bombalarla paramparça edilen bazı insanların yakınlarını dinlerken “duygulandığını”, “gözlerinin dolduğunu” özellikle vurgulayarak O’nun ne kadar içten ve hassas bir lider olduğunu öne çıkarmaya gayret ediyordu.
Son zamanlarda birçok açıdan “sınır tanımayan gazetecilik”te iddia sahibi olduğunu hiperaktif bir çabayla ortaya koyan Takvim gazetesi ise, hiç sıkılmadan “Uludere çok mutlu” başlığını atabilmişti.

Devamını oku...
 

sirmen Ali Sirmen

Sansür Üzerine Gecikmiş Yazı

İnsanların dönüp dolaşıp hep aynı yere ve aynı güne döndükleri bir film vardı.
Sansürün kaldırılışının 105. yıldönümüyle ilgili açıklamalarda onu anımsadım.
Bir “devletli” TV ekranlarından buyuruyordu:
- İçeride olanlar arasında gazetecilik faaliyetinden yatan kimse yoktur.
İşte tam bu noktada, film devreye giriyor, makara otuz yıl geriye sarıyor ve 12 Eylül dönemine dönüyoruz.
Askeri vesayetin devam ettiği dönemde, İstanbul Barosu ve Türk Tabipleri Birliği eski başkanları, bir emekli büyükelçi, bir dekan, beş milletvekili, profesörler, sanatçılar, gazeteciler toplu halde içeri atılmışlardı.
Kendilerine yöneltilen suçlamalar arasında, Türkiye’nin büyük müttefiki ABD ile ilişkilerini bozmaya teşebbüs de vardı.
Gelin görün ki, ABD’den 50 Kongre üyesi bu insanların içeri alınmasını eleştiren bir bildiri yayımlamışlardı.
Bildiriye devlet yanıt vermişti:
- O adamlar, aydın, profesör, sanatçı, Baro Başkanı, Tabipler Birliği Başkanı oldukları için değil, anarşist olduklarından içeri alınmışlardır.
Görüyorsunuz, ha devri Kenan, ha devri Tayyip, yöntem hep aynı. İnsanları görüş açıkladıklarından dolayı alıyorlar içeri, sonra da açıklama yapıyorlar:
- Mesleki faaliyetlerinden dolayı alınmadılar.
Yersen!

Devamını oku...
 

basaran Ezgi Başaran

Acilen berbat sezon finali yazan dizi senaristi

gibisiniz

İç hukuk tükenince sırada AİHM var. BM'nin Balyoz raporunun yaptırımı olmayabilir ama AİHM'nin ne diyeceğine dair sağlam ipucu veriyor.

Yıllar yılı süren davaların insan haklarına ve hukuk mantığına aykırı olduğu söylenirken bu uzun sürmenin getirdiği, mesela, uzun tutukluluk halinden şikâyet ediliyordu.
Kahir ekseriyetin okuyamaması için özel olarak tasarlanmış, polis fezlekesinden copy-paste yapılmış, kendisini onlarca klasöre yaymış iddianame mi olur deniyordu.
Fakat güç sahipleri lafların bu kısmını duymamazlıktan gelip, reklam geliri azalan bir dizinin senaristleri gibi ivedilikle ve berbat bir biçimde sezon sonunu yazmaya giriştiler.
Madem davalar çok uzun diyorsunuz, hemen bitirelim hiç canınızı sıkmayın dediler… Tam veya yarım laf dinlemenin ötesinde, delilleri ve argümanları bakımından hukuki utanç vesikaları olan bu davaların daha fazla kamuoyunu meşgul etmesini de istemediler, işin doğrusu. Maazallah birileri kafayı atlatıp o iddianameleri, delil listelerini okur, okudukça arkadaşına “Oğlum inanılmaz olaylar dönüyor” der, o da tutar diğer arkadaşına söyler filan… İster misin yayılsın… Ağızdan ağıza bir bilinç, bir uyanış. Riske edilecek şey değil.
O bakımdan… Güç sahibi kişiler bu davaları toparlayıp bitirmeyi kafalarına koydular.

Devamını oku...
 

baydar Yavuz Baydar

Türkiye’de Medya Patronları Demokrasinin Altını

Oyuyorlar

'Türkiye’de ana-akım medyanın sahipleri, temel sektörlerde de yatırımları olan büyük patronlar. Sadece büyük televizyon ve gazetelerin kar yapabildiği bu ortamda, patronlar bu işletmeleri hükümetler için yem olarak tutuyorlar'

Gazeteci Yavuz Baydar, Gezi Parkı eylemlerinin takiben yaşanan tasfiye ve istifaların ardından Türkiye medyasının mevcut durumuna ilişkin öneri ve değerlendirmelerini içeren bir yazı kaleme aldı. Baydar'ın yazısı New York Times'da yayımlandı. Ancak yazı, bu saygın gazetenin her zamanki uygulamalarının dışında istisnai bir durumla, hem Türkçe he İngilizce yayımlandı.

Yavuz Baydar'ın New York Times'ın "yorum" bölümünde yayımlanan, "Türkiye’de medya patronları demokrasinin altını oyuyorlar" başlıklı yazısı şöyle:

Geçtigimiz ay boyunca İstanbul’u ve diğer kentleri sarsan eylemler, bir dizi gelişmenin yanı sıra, Türkiye’deki büyük medya holdinglerinin basın özgürlüğünü ayaklar altına almadaki utanç verici rollerini gözler önüne serdi.

Devamını oku...
 

Ali İsmail Korkmaz'dan Vicdanlara Mektup Var

atkayaKanat Atkaya

Ali İsmail Korkmaz'dan Vicdanlara Mektup Var

HER haber bülteninde dönüyor o siyah/beyaz görüntü.

Alışmaktan, kanıksamaktan korkarak seyrediyorum bazen; bazen de utanarak, içimde biriken acıya, öfkeye, isyan hissine dayanamayıp kaçıyorum.
Gözüm görüntüyü kaydeden kameranın tarihine/saatine takılıyor: “03/06/2013–00:16:05...”
Katı gerçeği aşamayacağını bilsem de kurtulabilmesi için planlar yapıyorum saçma sapan:
“Karşısına çıkan kötü adamdan bir sıyrılabilse, itip yere düşürebilse, daha hızlı koşabilse...”

Devamını oku...
 

akyol Taha Akyol

Nereye?

KUTUPLAŞMA tehlikeli bir noktaya doğru tırmanıyor. Sayın Başbakan’a bir önerim var; Emniyet Genel Müdürlüğü, AK Parti iktidarının ilk, ikinci ve şimdiki üçüncü dönemlerinde meydana gelen toplumsal olaylara ilişkin bir istatistik çıkarsın.

Siyaset bilimci Martin Lipset, “iktidar süresi uzadıkça iktidarların güç kullanma eğilimi, muhaliflerin tepki eğilimi artar” diye yazmıştı da onu sınamak için öneriyorum bunu!
Gözlerimizle gördüğümüz, toplumsal olaylar artıyor, şiddet eğilimi de artıyor. Gezi Parkı gösterilerinde ana gövde şiddetten uzaktı fakat süreç boyunca militan ve lümpen unsurlar şiddete başvurdular, saldırlar, büyük tahribat yaptılar. Biri ev kadını, diğeri öğretmen iki türbanlı kadına bile barbarca davranışlar oldu.
Öte yanda büyük kitleler sükûnetini koruyor çok şükür, ama bir takım “palalı adamlar” çıktı ortaya. Eskişehir’deki gösterilerde elinde çakı bıçağı bile bulunmayan gencecik Ali İsmail Korkmaz, birileri tarafından sopayla dövülerek vahşice öldürüldü! Bu ölüm olaylarını protesto etmek için önceki akşam İstanbul Kocamustafaşa’da silahsız, saldırısız gösteri yapanlara yirmi kişilik bir grup sopalarla saldırdı...
Emniyet bir istatistik çıkarsın, tırmanışın tablosunu net olarak görürüz.

Devamını oku...
 

alitopuz Ali Topuz

Çelişki Meydanda

Başbakan, Mısır'daki darbeyi eleştirirken, bir çelişkiyi gösterdi: 'Kimse meydanları, bütün ülkenin fotoğrafı diye sunamaz.' Bu doğru. En önce söyleyenin duyması gereken bir doğru.

“Ruha gelince,tanıyacaksa kendini,bir başka ruhunderinliklerine bakması gerek:
Hem yabancı hem düşman, aynada gördük onu.” (Yorgo Seferis, Çeviri: Cevat Çapan)

“Meydanlara toplanmak demokratik bir haktır ama meydandaki kalabalığa, coşkuya, sloganlara  aldanıp, hiç kimse meydanları bütün bir ülkenin fotoğrafı olarak sunamaz.” Sözlerin sahibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Söz, yakın dönemde sıkça şahit olduğumuz, neredeyse her gün tekerrür eden bir olguya işaret ediyor: Bir meydanda toplananlar, meydanı toplandıkları yerin, kentin, ülkenin bütününün iradesi olarak görüyor ve görülmesini talep ediyor. Ve Başbakan Erdoğan, bunun doğru olmadığına işaret ediyor. Ne demiş oluyor? O meydanda bulunmayanlar, ülkenin total iradesinin dışındaymış gibi değerlendirilemez.

Devamını oku...
 

AHMETHAKANAhmet Hakan

Sivas'ın Yarası Neden Bu Yıl Daha Çok Kanadı?

-HADİ Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı geçtim...

Hükümetten herhangi bir bakan bile, 2 Temmuz günü çıkıp, “Bugün Sivas Katliamı’nın yıldönümü... Madımak’ta öldürülenlere Allah’tan rahmet diliyorum... Allah böyle bir acıyı halkımıza bir kez daha yaşatmasın... Bu bizim tarihimizin yüz karası bir olaydır... Yapılan alçakça bir katliamdır” deseydi.
-Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde AK Partili milletvekillerinin verdiği bir önergeyle Sivas’ta katledilenler anısına bir saygı duruşu yapılsaydı.
-Bülent Arınç, kameralar önünde 34 aydının yanarak ve dumandan boğularak can vermesini hatırlatıp, “bu ülkenin üst düzey bir yöneticisi olarak yakın tarihimizde yaşanan bu acı olay karşısında...” diye başladığı cümleyi, gözyaşları nedeniyle tamamlayamasaydı.
-“Allahu ekber” demenin içinin boşaltılmaması ve anlamını koruması için canla başla çalışan cemaatler, dernekler, yazarlar, sivil toplum kuruluşları, bu 2 Temmuz’dan önce bütün gazetelere tam sayfa “Bir otelde mahsur kalan insanlar öldürülürken ‘Allahu ekber’ diye bağıranlar bizden değildir” diye ilan verselerdi.

Devamını oku...
 

cuneyt ozdemir Cüneyt Özdemir

Herkesin Bildiği Büyük 'Sır'

Önceki gün meslek büyüğümüz Güngör Uras’ı bu akşam yayımlanacak 5n1k programına davet etmek için ziyarete gittim. Torunu Ali’yi seviyordu. “Gel sana bir lahmacun ısmarlayayım özlemişsindir” dedi. Güngör Bey bildiğiniz gibi aynı zamanda Türkiye’nin efsane gurmelerinden Ali Rıza Kardüz mahlası ile yazılar yazdığı için bir an tereddüt etmedim. Yanlış anlaşılmasın 50 liralık Bodrum’un simgesi haline gelen meşhur sosyete lahmacunlarından bahsetmiyorum, bizim yediğimiz sitenin mutfağından çıkan mütevazı halk tipi lahmacun. Güngör Bey birazdan gelen lahmacunu eline alıp havada tutarak “Bak lahmacunu böyle iki elinle tuttuğunda esneme yapmıyorsa çıtırdır, yoksa hemen geri göndermen gerekir” dedi. Gülerek ‘eyvallah’ dedim. Güngör Bey ile görüşmeyeli bir yıl olduğu için bayağı bir gazetecilik dedikodusu yaptık. (Aslına bakarsanız asıl güzel yazı konusu o konuştuklarımız ama hiç ısrar etmeyin yazamam!) Sonrasında söz Güngör Bey’in Hakkâri ziyaretine geldi. Uzun yıllar sonra Hakkâri’yi ziyareti sonrasında hem şaşkın hem de üzgün gözüküyordu. “Girişte hâlâ kontrol noktası duruyor mu” diye sordum. Gülerek ve şaşkınlığını gizlemeyerek “Hâlâ duruyormuş ne yazık ki” dedi. “Düşünsene bir şehre girerken ve çıkarken ismini yazdırıyorsun, bu çok tuhaf” dedi. Nasıl tuhaf olmasın şehrin bazı önde gelenleri, Hakkâri’nin dışındaki sosyal tesise giderken ve gelirken bile ha babam de babam isim yazdırıyorlarmış. Güngör Bey’i ikinci etkileyen şey ise Hakkâri’nin fakirliği olmuş. “Herhalde Türkiye’nin en fakir ili. Ben böyle fakirlik görmedim” dedi. 

Devamını oku...
 

siyaz Yavuz Gökırmak

Medeni ve Dış Mihraklar

yavuz

Önce Lice’de yürüyüş olacağı haberi geldi, sonrasında müdahale oldu ve Medeni’nin ölüm haberi gecikmedi. Askerimizin mermisiyle vuruldu Medeni, öldü, öldürüldü…
Sonrasında uyuşturucu baronlarının tezgahı çıktı, aslında çözüm sürecini istemeyenlerin “provokatif” bir eylemi olduğu söylendi, karakolu korumaya çalışan askerin “meşru” müdafasıyla vatandaşı öldürmesini bağlandı olay…
Tüm bu iddiaların doğru olabileceğini biliyoruz; birilerinin hesabı bozulduğundan halkı karakola saldırtarak yine o “dış” mihraklar üzerimizde bir oyun oynuyor olabilirler…
Ama sevgili iktidar, o kadar çok yalanı o kadar kolay söyledin ki son bir ayda artık “2 kere 2, 4′e eşittir” desen kimseyi inandıramayacak hale geldin.
Ethemi vurdun “başına taş gelmiştir” dedin
başından kurşun çıktı “polisin eline taş gelmiştir” dedin
“ele gelen taş” yalanı çok pirim yapmayınca Ethem’in terör kampındaki fotoğraflarını yayınladın, ( sahi eski genel kurmay başkanı terör örgütü liderliğinden içeride değil mi? )
fotoğraflar askeri kampta çıkınca Ethem’i “saldırgan” polisimizi de meşru “müdafa”sını yapan bir mağdur yaptın
ve yine suçu AKladın…
Devamını oku...
 


Sayfa 7 / 8

yazarlar

ozgenacar27 Mart 2015
Özgen Acar
'YOLSUZLUK ALGISI!'


Cumhuriyet

1

yazar146 26 Mart 2015 
Özgür Mumcu
DAİMİ DİKTATÖR


Cumhuriyet

2

ezgi basaran 200x20025 Mart 2015 
Ezgi Başaran
ARINÇ-GÖKÇEK KAVGASININ GİZLEDİĞİ ASIL NOKTA

Radikal

3

butunyazilar


Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50