• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Erdoğan Ankara'da Çözüm Nerede?

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Yönetim Kurulu Üyemiz Ece GÜLEÇ'in Siyaz.net adresinde yer alan, bugünlerde gündemde olan gezi parkı olaylarını değerlendirdiği yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

geziparkı1
Erdoğan Ankara'da Çözüm Nerede ?

Doğa bilinciyle Taksim Gezi Parkı’nda başlayan eylemler, özgürlük için bir direnişe dönüşüp her gün biraz daha büyüdü. Atılan sloganlara TOMA ve biber gazıyla verilen karşılıklarla, şiddeti ve haksızlığı bu denli yakından hisseden halk ,evlerine saklanmak yerine, gece- gündüz demeden sokaklara dökülmeye devam etti.  Demokrasiye duyulan özlemi bir kez daha gözler önüne seren şu günlerde ne acı ki, Başbakan’ın anti-demokratik söylemleri  yangına körükle gitmekten öteye geçmedi.

Demokrasi kültürü yerleşmiş toplumlarda, muhalefet,  iktidara ve kişisel olarak Başbakan’a bir tehdit oluşturmak için  değil, denge mekanizmalarının sağlıklı çalışabilmesi ve toplumun ortak yararına kararlar alabilmesi  için vardır. Son yıllarda,  muhalefet partilerinin  meclis kürsülerinde bağırmaktan öteye geçememeleri üzerine halk,  temsilcilerinden ümidi kesip iktidarın kısıtlayıcı uygulamalarını kendi durdurmak istemiştir. Yani bu süreçte önemli olan, iktidarın, halkın sesini duyması ve ona göre çözüm odaklı davranmasıdır. Ne yazık ki Başbakan, son açıklamalarıyla bu çözümden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Erdoğan öncelikle, tepkileri hala bir doğa katliamı tepkisi çerçevesinde değerlendirmiş ve kendi belediye başkanlığı döneminden itibaren diktiği fidanlarla övünerek, çevreciliği herkesten iyi bildiklerini iddia etmiştir[i]. Halbuki mesele yalnızca Taksim’in doğası değil, Başbakan’ın halkın sesine öfke duyan doğasıyla da ilgilidir. 10 günden fazladır süren eylemlerde insanların şarkılar, türküler söyleyip kitap okurken, herhangi bir taşkınlık olmaksızın sloganlar atarken polisin sertmüdahelelerine maruz kalmaları, bu öfkeden başka neyle açıklanabilir? Ayrıca Erdoğan,  eylemleri bir millet iradesi olarak değil, çevreyi yakıp yıkan marjinal grupların hareketi olarak tanımlamıştır. Acaba hangi yakıp yıkma amaçlı eyleme aileler çocuklarının elinden tutup gelmiştir? Ya da bu nasıl zararlı bir marjinal gruptur ki eylem alanında kütüphane kurmuş , sabah bir simidi tanımadığı insanlarla paylaşmış, eline çöp torbalarını alıp eylem alanlarını temizlemeye çalışmıştır? Evet, eylemlerde şiddet yaşanmıştır ama bunun kaynağı eylemciler değil, yanından yürüyen sıradan bir vatandaşı bile coplama yetkisini polise verenlerdir.

Erdoğan hedefine sadece halkı değil, onun duyarlı sanatçılarını da almıştır. Senelerce tiyatroya önemli hizmetler vermiş Devlet Tiyatroları genel müdürü görevden alınırken, Taksim’le başlayan direnişi destekleyen sanatçılara “Yazıklar olsun!” diye haykırılırken[ii], sanat eserlerine rahatlıkla “ucube” denirken,  AKM’yi yıkıp yerine opera salonu yapmak iddiası ne kadar sanat dostu ve inandırıcıdır? AKM’nin  yıkımına karşı çıkmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyleyerek  tepkileri yoksayan Erdoğan, konu hak ve özgürlüklere geldiğinde de “bizim getirdiğimiz hürriyeti hiçbir iktidar getirmedi.” diyebilmiştir. Burada kastedilen hürriyet, halkın değil, iktidarın kimseye sormadan dilediğini yapma hürriyetidir …

Başbakan tüm sorunların çözümü olarak hukuku işaret etmiştir[iii]; ama o bahsettiği hukuk çerçevesinde nice gazeteci ve askerlerin haksız yere tutuklandığını, yapılan düzenlemelerle Anayasa Mahkemesi’nin kendi iktidarları döneminde nasıl yandaşlaştırıldığını ya da eylemcilerin kendilerini ifade özgürlüklerinin  polis şiddetiyle nasıl ellerinden alındığını görmezden gelmemizi beklemiştir. Zaten ona göre bu eylemdekiler her yaştan vatandaş  değil,  doksanlı  yılların yetiştirdiği,  Başbakan’ın kıymetini anlamamış, onun verdiği hizmetlere şahit olmamış, onu  tanımayan gençliktir. Halbuki bu gençlik, deneme yanılma yoluyla eğitim sisteminin her yıl yenilendiği dönemin gençleridir ve iktidarın tutarsızlığını bizzat yaşayarak öğrenmişlerdir.

Bir yanda AKP’nin örgütlediği, başbakanın öfkesiyle dolu mitingler; diğer yanda hiçbir parti veya lidere ihtiyaç duymaksızın, günlerdir hür iradeyle süren, tehdit yerine dayanışma, ötekileştirme yerine birleşme odaklı eylemler…  Bu iki uçlu ortamda hangi çözümden bahsedilebilir?

Türkiye’nin son 10 gününde yaşananlar  halka, iktidara ve muhalefete çok şeyler öğretebilecek niteliktedir.  Ama bu dersleri çıkarmak, sağduyulu ve çözüm yanlısı olmaya bağlıdır. Erdoğan’ın hiçbir demokratik rejimde göremeyeceğimiz toplumu tehdit eden üslubu, gerginliği yatıştırmaktan çok uzaktır. Bugün sokağa dökülen milyonlar, insanların artık Erdoğan’ın otoriter yönetiminde değil; baskının, kısıtlamanın olmadığı demokratik ve özgür bir Türkiye’de yaşamak istediğinin göstergesidir.

[i] http://www.sabah.com.tr/Gundem/2013/06/09/basbakan-altinparkta-konusuyor

Son Güncelleme: Cumartesi, 24 Ağustos 2013 12:28  

yazarlar

ozgenacar27 Mart 2015
Özgen Acar
'YOLSUZLUK ALGISI!'


Cumhuriyet

1

yazar146 26 Mart 2015 
Özgür Mumcu
DAİMİ DİKTATÖR


Cumhuriyet

2

ezgi basaran 200x20025 Mart 2015 
Ezgi Başaran
ARINÇ-GÖKÇEK KAVGASININ GİZLEDİĞİ ASIL NOKTA

Radikal

3

butunyazilar


Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50